نِير — أَنْيَار
كَانَ الْعَبِيدُ يَعْمَلُونَ فِي ظُرُوفٍ صَعْبَةٍ تَحْتَ نِيرِ أَسْيَادِهِمْ.
Köleler, efendilerinin boyunduruğu altında zor şartlarda çalışıyorlardı.
كَانَ الْعَبِيدُ يَعْمَلُونَ فِي ظُرُوفٍ صَعْبَةٍ تَحْتَ نِيرِ أَسْيَادِهِمْ.
Köleler, efendilerinin boyunduruğu altında zor şartlarda çalışıyorlardı.
بَقِيَتِ الْبِلَادُ تَحْتَ عُبُودِيَّةِ قُوَّةٍ أَجْنَبِيَّةٍ لِسَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ.
Ülke uzun yıllar boyunca yabancı bir gücün boyunduruğu altında kaldı.
رَفَضَ الْفَنَّانُ كُلَّ قَيْدٍ يُعِيقُ إِبْدَاعَهُ.
Sanatçı, yaratıcılığını engelleyen her türlü boyunduruğu reddetti.
رَقَّ