شَحُبَ وَجْهُهُ فَجْأَةً مِنَ الْخَوْفِ، وَكَانَ يُحَاوِلُ فَهْمَ مَا حَدَثَ.
Korkudan yüzü birdenbire bozardı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
شَحُبَ وَجْهُهُ فَجْأَةً مِنَ الْخَوْفِ، وَكَانَ يُحَاوِلُ فَهْمَ مَا حَدَثَ.
Korkudan yüzü birdenbire bozardı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
تَبْهَتُ الْأَلْوَانُ بِمُرُورِ الْوَقْتِ عِنْدَ تَعَرُّضِهَا لِأَشِعَّةِ الشَّمْسِ، وَهَذَا أَمْرٌ لَا مَفَرَّ مِنْهُ.
Güneş ışığına maruz kaldıkça renkler zamanla bozarır, bu kaçınılmazdır.