bozukluk

الْفَسَادُ الْمُسْتَشْرِي فِي الْبِلَادِ يَمْنَعُ تَحْقِيقَ الْعَدَالَةِ.

Ülkede yaygın olan bozukluk, adaletin sağlanmasını engelliyor.

عُطْل — أَعْطَال

بِسَبَبِ الْعُطْلِ فِي السَّيَّارَةِ، تَقَطَّعَتْ بِنَا السُّبُلُ عَلَى الطَّرِيقِ وَاضْطُرِرْنَا إِلَى طَلَبِ الْمُسَاعَدَةِ.

Arabadaki bozukluk nedeniyle yolda kaldık ve yardım çağırmak zorunda kaldık.

تَسَبَّبَ الْخَلَلُ فِي النِّظَامِ فِي فُقْدَانِ الْبَيَانَاتِ وَتَعْطِيلِ الْأَعْمَالِ.

Sistemdeki bozukluk, veri kaybına neden oldu ve işler aksadı.

Ayrıca: اِضْطِرَاب

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler