كَانَ يُحَاوِلُ دَعْمَ صَدِيقِهِ لِأَنَّهُ كَانَ يَمُرُّ بِفَتْرَةٍ مُتَوَتِّرَةٍ.
Bunalımlı bir dönemden geçtiği için arkadaşına destek olmaya çalışıyordu.
كَانَ يُحَاوِلُ دَعْمَ صَدِيقِهِ لِأَنَّهُ كَانَ يَمُرُّ بِفَتْرَةٍ مُتَوَتِّرَةٍ.
Bunalımlı bir dönemden geçtiği için arkadaşına destek olmaya çalışıyordu.
قَدْ يُصْبِحُ النَّاسُ أَكْثَرَ تَشَاؤُمًا فِي الْأَجْوَاءِ الْمُكْتَئِبَةِ.
Bunalımlı havalarda insanlar daha karamsar olabiliyor.
قَدْ لَا يَكُونُ اتِّخَاذُ قَرَارٍ بِحَالَةٍ مِزَاجِيَّةٍ مُضْطَرِبَةٍ أَمْرًا صَحِيحًا.
Bunalımlı bir ruh haliyle karar vermek doğru olmayabilir.