سَهْل — سُهُول
يَقُومُ عُلَمَاءُ الْآثَارِ بِالتَّنْقِيبِ فِي سَهْلٍ وَاسِعٍ وَخَصِبٍ لِلْعُثُورِ عَلَى مُسْتَوْطَنَاتٍ قَدِيمَةٍ.
Arkeologlar, eski yerleşim yerlerini bulmak için geniş ve verimli bir düzlükte kazı yapıyorlar.
يَقُومُ عُلَمَاءُ الْآثَارِ بِالتَّنْقِيبِ فِي سَهْلٍ وَاسِعٍ وَخَصِبٍ لِلْعُثُورِ عَلَى مُسْتَوْطَنَاتٍ قَدِيمَةٍ.
Arkeologlar, eski yerleşim yerlerini bulmak için geniş ve verimli bir düzlükte kazı yapıyorlar.
خِلَالَ الرِّحْلَةِ، مَرَرْنَا بِمِنْطَقَةٍ مُسْتَوِيَةٍ طَوِيلَةٍ وَمُمِلَّةٍ، لَمْ يَكُنْ هُنَاكَ شَيْءٌ حَوْلَنَا.
Yolculuk sırasında, uzun ve sıkıcı bir düzlükten geçtik, etrafta hiçbir şey yoktu.
اِسْتِوَاء، سَرْحَة، سُهْب، ظَهْرَاء