اشْتَرَيْتُ بَاقَةً مِنَ الزُّهُورِ الطَّازَجَةِ مِنَ السُّوقِ وَوَضَعْتُهَا فِي الْمِزْهَرِيَّةِ.
Pazardan bir demet taze çiçek aldım ve vazoya koydum.
اشْتَرَيْتُ بَاقَةً مِنَ الزُّهُورِ الطَّازَجَةِ مِنَ السُّوقِ وَوَضَعْتُهَا فِي الْمِزْهَرِيَّةِ.
Pazardan bir demet taze çiçek aldım ve vazoya koydum.
رَبَطَ الْمُزَارِعُ الْأَعْشَابَ الَّتِي جَمَعَهَا مِنَ الْحَقْلِ فِي حُزْمَةٍ.
Çiftçi, tarladan topladığı otları bir demet halinde bağladı.
وَضَعَ أَمِينُ الْمَكْتَبَةِ الْكُتُبَ الْقَدِيمَةَ فِي رِزْمَةٍ عَلَى الرُّفُوفِ.
Kütüphaneci, eski kitapları bir demet halinde raflara yerleştirdi.
دَسْتَة، ضِغْث