كَانَ يَحْكُمُ الْبِلَادَ كَمُسْتَبِدٍّ.
O, ülkeyi bir despot gibi yönetiyordu.
كَانَ يَحْكُمُ الْبِلَادَ كَمُسْتَبِدٍّ.
O, ülkeyi bir despot gibi yönetiyordu.
لَقَدْ سَئِمَ النَّاسُ مِنْ هَذَا الْحَاكِمِ الظَّالِمِ وَالْمُسْتَبِدِّ.
Halk, bu zalim ve despot hükümdardan bıktı.
كَانَ الْمُدِيرُ فِي الرِّوَايَةِ رَجُلًا مُتَسَلِّطًا.
Romandaki müdür despot bir adamdı.