dilber

كَانَتْ عَائِشَةُ، أَجْمَلُ حَسْنَاءَ فِي الْقَرْيَةِ، هِيَ الَّتِي يَنْظُرُ إِلَيْهَا الْجَمِيعُ بِإِعْجَابٍ.

Köyün en güzel dilberi, herkesin hayranlıkla baktığı Ayşe'ydi.

جَمِيلَة — جَمِيلَات

كَانَتْ جَمِيلَةً مَشْهُورَةً لَيْسَ فَقَطْ بِجَمَالِهَا وَلَكِنْ أَيْضًا بِذَكَائِهَا.

O, sadece güzelliğiyle değil, aynı zamanda zekasıyla da dillere destan bir dilberdi.

فَاتِنَة — فَاتِنَات

مَعَ حُلُولِ الرَّبِيعِ، تَفَتَّحَتْ كُلُّ زَهْرَةٍ فِي الْحَدِيقَةِ كَفَاتِنَةٍ.

Baharın gelişiyle birlikte, parktaki her çiçek bir dilber gibi açmıştı.

İlişkili Kelimeler