ذُرْوَة — ذُرَى
أَشْعُرُ أَنَّنِي وَصَلْتُ إِلَى ذِرْوَةِ مَسِيرَتِي الْمِهْنِيَّةِ.
Kariyerimin doruk noktasına ulaştığımı hissediyorum.
أَشْعُرُ أَنَّنِي وَصَلْتُ إِلَى ذِرْوَةِ مَسِيرَتِي الْمِهْنِيَّةِ.
Kariyerimin doruk noktasına ulaştığımı hissediyorum.
كَانَ الْفِيلْمُ مَلِيئًا بِالْمَشَاهِدِ الَّتِي تَصِلُ فِيهَا الْإِثَارَةُ إِلَى الْقِمَّةِ.
Film, gerilimin doruk noktasına ulaştığı sahnelerle doluydu.
انْتَهَتِ الْحَفْلَةُ بَعْدَ مُنْتَصَفِ اللَّيْلِ، عِنْدَمَا وَصَلَ الْمَرَحُ إِلَى الْأَوْجِ.
Parti, eğlencenin doruk noktasına ulaştığı gece yarısından sonra sona erdi.