duruk

Anlamlar

كان الماء في البحيرة ساكنا وبلا حركة، وكأن الزمن قد توقف.

Göldeki su duruk ve hareketsizdi, sanki zaman durmuş gibiydi.

تعمل هذه الآلة في وضع ثابت، لا تتحرك.

Bu makine duruk bir pozisyonda çalışıyor, hareket etmiyor.

كان التمثال يقف جامدا في وسط الساحة.

Heykel duruk bir şekilde meydanın ortasında duruyordu.