حِجَاب — حُجُب
غَطَّتِ الشَّابَّةُ رَأْسَهَا بِحِجَابٍ.
Genç kadın, başını eşarpla örtmüştü.
غَطَّتِ الشَّابَّةُ رَأْسَهَا بِحِجَابٍ.
Genç kadın, başını eşarpla örtmüştü.
أُمِّي تُحِبُّ دَائِمًا ارْتِدَاءَ وِشَاحٍ مِنَ الحَرِيرِ.
Annem her zaman ipek bir eşarp takmayı sever.
كَانَتِ الْعَرُوسُ تَرْتَدِي طَرْحَةً بَيْضَاءَ.
Gelin, beyaz bir eşarp takıyordu.
مِنْدِيل، مِنْدِيلُ الرَّأْسِ