fırfır

أَضْفَتِ الْكَشَاكِشُ الْمَوْجُودَةُ عَلَى حَوَافِّ الْفُسْتَانِ لَمْسَةً أَنِيقَةً لِلْغَايَةِ.

Elbisenin eteklerindeki fırfırlar, ona çok şık bir hava katıyordu.

أَعْطَتِ الزَّخْرَفَةُ الْمُكَشْكَشَةُ الْمَخِيطَةُ عَلَى حَافَّةِ السِّتَارَةِ الْغُرْفَةَ جَوًّا رُومَانْسِيًّا.

Perdenin kenarına dikilen fırfır, odaya romantik bir hava verdi.

İlişkili Kelimeler