farazi

هَذَا مُجَرَّدُ وَضْعٍ افْتِرَاضِيٍّ، لَمْ يَحْدُثْ شَيْءٌ كَهَذَا فِي الْوَاقِعِ.

Bu sadece farazi bir durum, gerçekte böyle bir şey yaşanmadı.

حَاوَلْنَا حَلَّ الْمُشْكِلَةِ عَنْ طَرِيقِ إِنْشَاءِ نَمُوذَجٍ نَظَرِيٍّ.

Farazi bir model oluşturarak sorunu çözmeye çalıştık.

طَرَحَ الْعُلَمَاءُ نَظَرِيَّةً فَرَضِيَّةً وَيُحَاوِلُونَ إِثْبَاتَهَا.

Bilim insanları, farazi bir teori ortaya attılar ve bunu kanıtlamaya çalışıyorlar.

İlişkili Kelimeler