فَكَّرَ الْمُفْتِي طَوِيلاً قَبْلَ أَنْ يُصْدِرَ فَتْوَى فِي مَسْأَلَةٍ مُعَقَّدَةٍ.
Müftü, karmaşık bir konuda fetva vermek için uzun süre düşündü.
فَكَّرَ الْمُفْتِي طَوِيلاً قَبْلَ أَنْ يُصْدِرَ فَتْوَى فِي مَسْأَلَةٍ مُعَقَّدَةٍ.
Müftü, karmaşık bir konuda fetva vermek için uzun süre düşündü.
اجْتَمَعَ الْعُلَمَاءُ لِيُفْتُوا فِي الْمَشَاكِلِ الْمُسْتَجِدَّةِ.
Âlimler, yeni ortaya çıkan sorunlar hakkında fetva vermek için toplandılar.
قَالَ الشَّيْخُ إِنَّهُ يَمْتَلِكُ الْمَعْرِفَةَ الْكَافِيَةَ لِإِعْطَاءِ رَأْيٍ دِينِيٍّ فِي هَذَا الْمَوْضُوعِ.
Hoca, bu konuda fetva vermek için yeterli bilgiye sahip olduğunu söyledi.
أَفْتَى بِرَأْي