صَاغَ الْكَاتِبُ مَشَاعِرَ الشَّخْصِيَّاتِ فِي رِوَايَتِهِ بِطَرِيقَةٍ مُؤَثِّرَةٍ.
Yazar, romanındaki karakterlerin duygularını etkileyici bir şekilde formüle etti.
صَاغَ الْكَاتِبُ مَشَاعِرَ الشَّخْصِيَّاتِ فِي رِوَايَتِهِ بِطَرِيقَةٍ مُؤَثِّرَةٍ.
Yazar, romanındaki karakterlerin duygularını etkileyici bir şekilde formüle etti.
فِي الِاجْتِمَاعِ، حَاوَلَ كُلُّ مُشَارِكٍ أَنْ يُعَبِّرَ عَنْ أَفْكَارِهِ بِوُضُوحٍ.
Toplantıda, her katılımcı kendi düşüncelerini açıkça formüle etmeye çalıştı.
قَامَ الْعُلَمَاءُ بِبَلْوَرَةِ نَظَرِيَّاتِهِمُ الْجَدِيدَةِ بِمُعَادَلَاتٍ رِيَاضِيَّةٍ.
Bilim insanları, yeni teorilerini matematiksel denklemlerle formüle ettiler.