تَطْبُخُ أُخْتِي الْأَرُزَّ فِي الْمَطْبَخِ مِثْلَ أُمِّي تَمَامًا، وَطَعْمُهُ لَذِيذٌ.
Ablam mutfakta pilavı tıpkı annem gibi pişiriyor, tadı lezzetli.
تَطْبُخُ أُخْتِي الْأَرُزَّ فِي الْمَطْبَخِ مِثْلَ أُمِّي تَمَامًا، وَطَعْمُهُ لَذِيذٌ.
Ablam mutfakta pilavı tıpkı annem gibi pişiriyor, tadı lezzetli.
كَانَ مُتَحَمِّسًا لِلْغَايَةِ، كَأَنَّهُ طِفْلٌ يَقْفِزُ.
O kadar heyecanlıydı ki, sanki bir çocuk gibi zıplıyordu.
كَانَ حَدِيثُهُ مُؤَثِّرًا كَمَا لَوْ كَانَ بُروفِيسُورًا.
Konuşması, bir profesör gibi etkileyiciydi.
Ayrıca: كَ، نَحْو
بِمَثَابَة، مِثْلَمَا، كَأَنَّهُ، بِمِثْل، عَلَى غِرَار، كَانَهُ