أَثَّرَتْ حَلَاوَةُ ابْتِسَامَةِ الطِّفْلِ عَلَى الْجَمِيعِ.
Çocuğun gülüşündeki halavet herkesi etkiledi.
أَثَّرَتْ حَلَاوَةُ ابْتِسَامَةِ الطِّفْلِ عَلَى الْجَمِيعِ.
Çocuğun gülüşündeki halavet herkesi etkiledi.
تَفْتِنُ لَطَافَةُ حَدِيثِهِ النَّاسَ.
Onun konuşmasındaki halavet insanı büyülüyor.
لَا يُمْكِنُ وَصْفُ جَمَالِ هَذَا الْمَنْظَرِ بِالْكَلِمَاتِ.
Bu manzaranın halaveti kelimelerle anlatılamaz.