haybe

ذَهَبَتْ كُلُّ جُهُودِهِ عَبَثًا، وَلَمْ يَتَمَكَّنْ مِنَ الحُصُولِ عَلَى النَّتِيجَةِ الَّتِي أَرَادَهَا.

Bütün çabaları haybe çıktı, istediği sonucu alamadı.

كَانَتِ الْإِحْسَانَاتُ الَّتِي قَدَّمْتُهَا لَهُ بَاطِلَةً، وَلَمْ يُقَدِّرْهَا أَبَدًا.

Ona yaptığım iyilikler haybe oldu, hiç kıymetini bilmedi.

كَانَ يُوَاسِي نَفْسَهُ بِآمَالٍ فَارِغَةٍ.

Haybe umutlarla kendini avutuyordu.

İlişkili Kelimeler