هَيْبَةُ الْجِبَالِ تَسْحَرُ الْإِنْسَانَ.
Dağların heybeti insanı büyülüyor.
هَيْبَةُ الْجِبَالِ تَسْحَرُ الْإِنْسَانَ.
Dağların heybeti insanı büyülüyor.
أَمَامَ جَلَالِهِ، صَمَتَ الْجَمِيعُ.
Onun heybeti karşısında herkes suskun kaldı.
كَانَ وَقَارُ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ وَحِكْمَتُهُ يُؤَثِّرَانِ فِي الْجَمِيعِ.
Yaşlı adamın heybeti ve bilgeliği herkesi etkiliyordu.
مَهَابَة