وَثَبَتِ القِطَّةُ عَلَى الطَّاوِلَةِ وَبَدَأَتْ فِي شُرْبِ الحَلِيبِ.
Kedi, masanın üzerine hoplayarak sütü içmeye başladı.
وَثَبَتِ القِطَّةُ عَلَى الطَّاوِلَةِ وَبَدَأَتْ فِي شُرْبِ الحَلِيبِ.
Kedi, masanın üzerine hoplayarak sütü içmeye başladı.
قَفَزَ الْأَطْفَالُ مِنَ الْفَرَحِ احْتِفَالًا بِأَلْعَابِهِمُ الْجَدِيدَةِ.
Çocuklar sevinçten hoplayarak yeni oyuncaklarını kutladılar.
كَانَ الأَرْنَبُ يَتَجَوَّلُ فِي الحَدِيقَةِ بِفَرَحٍ وَهُوَ يَنُطُّ.
Tavşan, bahçede neşeyle hoplayarak dolaşıyordu.
نَقَزَ