ileri gelen

يَبْحَثُ رَئِيسُ الْبَلَدِيَّةِ، وَهُوَ شَخْصِيَّةٌ بَارِزَةٌ فِي الْمَدِينَةِ، عَنْ دَعْمٍ لِمَشَارِيعَ جَدِيدَةٍ.

Kasabanın ileri gelenlerinden biri olan belediye başkanı, yeni projeler için destek arıyor.

زَعِيم — زُعَمَاء

قَرَّرَ الزُّعَمَاءُ فِي الْقَبِيلَةِ التَّوَسُّطَ لِإِحْلَالِ السَّلَامِ.

Kabiledeki ileri gelenler, barışı sağlamak için arabuluculuk yapmaya karar verdiler.

وَجِيه — وُجَهَاء

قَرَّرَ الْوُجَهَاءُ فِي الْقَرْيَةِ إِنْشَاءَ مُؤَسَّسَةٍ لِتَعْلِيمِ الشَّبَابِ.

Köydeki ileri gelenler, gençlerin eğitimi için bir vakıf kurmaya karar verdiler.

Ayrıca: قِيَادِيّ، شَخْصِيَّةٌ مَرْمُوقَةٌ

İlişkili Kelimeler