imkân vermek

تُتِيحُ هَذِهِ الْمِنْحَةُ لِلطُّلَّابِ فُرْصَةَ الدِّرَاسَةِ فِي الْخَارِجِ.

Bu burs, öğrencilere yurt dışında okuma imkânı veriyor.

تُمَكِّنُ التُّكْنُولُوجْيَا الْجَدِيدَةُ الشَّرِكَاتِ مِنَ الْإِنْتَاجِ بِشَكْلٍ أَسْرَعَ.

Yeni teknoloji, şirketlere daha hızlı üretim imkânı veriyor.

لَا يَسْمَحُ لَنَا الْوَقْتُ بِزِيَارَةِ الْمُتْحَفِ.

Zaman müzeyi ziyaret etmemize imkân vermiyor.

İlişkili Kelimeler