لُؤْلُؤ — لَآلِئ
كَانَتِ المَلِكَةُ تَرْتَدِي قِلَادَةً لُؤْلُؤِيَّةً ثَمِينَةً لِلغَايَةِ حَوْلَ عُنُقِهَا.
Kraliçe, boynunda çok değerli bir inci kolye takıyordu.
كَانَتِ المَلِكَةُ تَرْتَدِي قِلَادَةً لُؤْلُؤِيَّةً ثَمِينَةً لِلغَايَةِ حَوْلَ عُنُقِهَا.
Kraliçe, boynunda çok değerli bir inci kolye takıyordu.
وَجَدَتْ أُخْتِي لُؤْلُؤَةً صَغِيرَةً فِي الصَّدَفَةِ الَّتِي اشْتَرَتْهَا مِنَ السُّوقِ.
Kız kardeşim pazardan aldığı midyenin içinde küçük bir inci buldu.
وَجَدَ الْغَوَّاصُ فِي الْبَحْرِ مَحَارَةً كَبِيرَةً، وَكَانَ فِي دَاخِلِهَا دُرٌّ أَبْيَضُ جَمِيلٌ.
Dalgıç denizde büyük bir istiridye buldu ve içinde güzel beyaz inciler vardı.
Ayrıca: جَوْهَرَة
دُرَّة، دَانَة، جُمَان