inkârcı

كَانَ الْمُنْكِرُ يَرْفُضُ كُلَّ دَلِيلٍ أَمَامَهُ.

İnkârcı önündeki her kanıtı reddediyordu.

إِظْهَارُ مَوْقِفٍ جَاحِدٍ يَزِيدُ الْأُمُورَ تَعْقِيدًا بَدَلًا مِنْ حَلِّ الْمَشَاكِلِ.

İnkârcı bir tavır sergilemek, sorunları çözmek yerine daha da karmaşık hale getirir.

بَقِيَ الرَّجُلُ رَافِضًا لِلْحَقِيقَةِ رَغْمَ الْأَدِلَّةِ.

Adam kanıtlara rağmen gerçeği kabul etmeyen bir inkârcı olarak kaldı.

İlişkili Kelimeler