حَاوَلَ أَخِي جَاهِدًا أَنْ يَدْفَعَنِي عَلَى الْأُرْجُوحَةِ بِسُرْعَةٍ أَكْبَرَ.
Kardeşim beni salıncakta daha hızlı ittirmek için çok uğraştı.
حَاوَلَ أَخِي جَاهِدًا أَنْ يَدْفَعَنِي عَلَى الْأُرْجُوحَةِ بِسُرْعَةٍ أَكْبَرَ.
Kardeşim beni salıncakta daha hızlı ittirmek için çok uğraştı.
اضْطُرَّ الرَّجُلُ إِلَى إِزَاحَةِ النَّاسِ لِيَتَمَكَّنَ مِنَ الْمُرُورِ عَبْرَ الْحَشْدِ.
Adam, kalabalığın içinden geçebilmek için insanları ittirmek zorunda kaldı.