كَانَ هُنَاكَ كُوخٌ صَغِيرُ الْحَجْمِ فِي الْحَدِيقَةِ، وَكَانَتِ الْأَلْعَابُ مُخَبَّأَةً بِدَاخِلِهِ.
Bahçede küçümen bir kulübe vardı, içinde oyuncaklar saklanıyordu.
كَانَ هُنَاكَ كُوخٌ صَغِيرُ الْحَجْمِ فِي الْحَدِيقَةِ، وَكَانَتِ الْأَلْعَابُ مُخَبَّأَةً بِدَاخِلِهِ.
Bahçede küçümen bir kulübe vardı, içinde oyuncaklar saklanıyordu.
كَانَ فَأْرٌ ضَئِيلٌ يَتَجَوَّلُ بِهُدُوءٍ فِي الْمَنْزِلِ.
Küçümen bir fare, evin içinde sessizce dolaşıyordu.
أَمْسَكَ الطِّفْلُ بِيَدِ وَالِدَتِهِ بِيَدَيْهِ الصَّغِيرَتَيْنِ.
Çocuk, küçümen elleriyle annesinin elini tuttu.