تَجَمَّعَ النَّاسُ بِفُضُولٍ فِي مَكَانِ الْحَادِثِ.
İnsanlar, olay yerinde merakla kümelendiler.
تَجَمَّعَ النَّاسُ بِفُضُولٍ فِي مَكَانِ الْحَادِثِ.
İnsanlar, olay yerinde merakla kümelendiler.
تَكَتَّلَتِ الغُيُومُ فِي السَّمَاءِ لِتَكُونَ نَذِيراً بِالمَطَرِ.
Bulutlar gökyüzünde kümelenerek yağmurun habercisi oldu.
تَرَاكَمَتْ رُقَاقَاتُ الثَّلْجِ عَلَى الأَرْضِ لِتُشَكِّلَ غِطَاءً سَمِيكًا.
Kar taneleri yerde kümelenerek kalın bir örtü oluşturdu.
تَكَوَّمَ