سَيْف — سُيُوف
رَأَيْتُ فِي الْمَتْحَفِ سَيْفًا قَدِيمًا كَانَ الْمَلِكُ يَحْمِلُهُ فِي الْحَرْبِ.
Müzede, kralın savaşta taşıdığı eski bir kılıç gördüm.
رَأَيْتُ فِي الْمَتْحَفِ سَيْفًا قَدِيمًا كَانَ الْمَلِكُ يَحْمِلُهُ فِي الْحَرْبِ.
Müzede, kralın savaşta taşıdığı eski bir kılıç gördüm.
رَفَعَ حُسَامَهُ عَالِيًا مُعْلِنًا الِانْتِصَارَ عَلَى الْأَعْدَاءِ فِي سَاحَةِ الْمَعْرَكَةِ.
Savaş alanında düşmanlara karşı zaferini ilan ederek kılıcını havaya kaldırdı.