حَاوَلَ الرَّجُلُ الْمُصَابُ الْمُلْقَى عَلَى الْأَرْضِ أَنْ يَتَحَرَّكَ بِأَلَمٍ.
Yerde yatan yaralı adam, acıyla kıpırdamaya çalıştı.
حَاوَلَ الرَّجُلُ الْمُصَابُ الْمُلْقَى عَلَى الْأَرْضِ أَنْ يَتَحَرَّكَ بِأَلَمٍ.
Yerde yatan yaralı adam, acıyla kıpırdamaya çalıştı.
بَدَأَ الطِّفْلُ يَتَمَلْمَلُ فِي مَكَانِهِ مِنَ الْمَلَلِ.
Çocuk, sıkıntıdan yerinde kıpırdamaya başladı.
تَزَحْزَحْتُ قَلِيلًا عَلَى الْكُرْسِيِّ لِأَشْعُرَ بِالرَّاحَةِ.
Sandalyede otururken rahatlamak için biraz kıpırdadım.