kırık

رَمَى أَبِي الْكُرْسِيَّ الْقَدِيمَ لِأَنَّ إِحْدَى أَرْجُلِهِ مَكْسُورَةٌ وَلَا يَجْلِسُ عَلَيْهِ أَحَدٌ.

Babam eski sandalyeyi attı, çünkü bir ayağı kırık ve kimse üzerine oturmuyor.

عَادَ إِلَى مَنْزِلِهِ بِقَلْبٍ مُحَطَّمٍ، وَلَمْ يَرْغَبْ فِي التَّحَدُّثِ مَعَ أَيِّ شَخْصٍ.

Kalbi kırık bir şekilde evine döndü, kimseyle konuşmak istemedi.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler