يَجِبُ تَوَخِّي الْحَذَرِ عَلَى الطُّرُقِ الْمُتَعَرِّجَةِ.
Kıvrımlı yollarda dikkatli olmak gerekir.
يَجِبُ تَوَخِّي الْحَذَرِ عَلَى الطُّرُقِ الْمُتَعَرِّجَةِ.
Kıvrımlı yollarda dikkatli olmak gerekir.
يَبْدُو شَعْرُهَا الْمُتَجَعِّدُ جَمِيلًا لِلْغَايَةِ.
Kıvrımlı saçları çok güzel duruyor.
سِرْنَا فِي طَرِيقٍ جَبَلِيٍّ مُلْتَوٍ.
Kıvrımlı bir dağ yolunda yürüdük.
مُلْتَفَّة، مُلْتَوِي، مُلْتَفّ، مَلْوِيّ، مُتَمَوِّج، مُمَوَّج، تَمَوُّجِيّ، مَرْغُول