كَافَحَ الرَّجُلُ لِرَفْعِ الصُّنْدُوقِ الثَّقِيلِ مِنَ الْأَرْضِ.
Adam, ağır kutuyu yerden kaldırmak için çok uğraştı.
كَافَحَ الرَّجُلُ لِرَفْعِ الصُّنْدُوقِ الثَّقِيلِ مِنَ الْأَرْضِ.
Adam, ağır kutuyu yerden kaldırmak için çok uğraştı.
قَرَّرَتِ الْبَلَدِيَّةُ إِزَالَةَ الْمَبْنَى الْقَدِيمِ.
Belediye, eski binayı kaldırmak için karar aldı.
أَلْغَتِ الشَّرِكَةُ الرِّحْلَةَ بِسَبَبِ الْمَطَرِ.
Şirket yağmur yüzünden gezi iptal etti, yani kaldırdı.
حَذَفَ، أَنْهَضَ، أَمَاطَ