كَتَبَ الصَّحَفِيُّ عَنْ هَذَا الْمَوْضُوعِ الْمُهِمِّ وَأَبْلَغَ الْجُمْهُورَ.
Gazeteci, bu önemli konuyu kaleme alarak kamuoyunu bilgilendirdi.
كَتَبَ الصَّحَفِيُّ عَنْ هَذَا الْمَوْضُوعِ الْمُهِمِّ وَأَبْلَغَ الْجُمْهُورَ.
Gazeteci, bu önemli konuyu kaleme alarak kamuoyunu bilgilendirdi.
تَنَاوَلَ الْكَاتِبُ مَوْضُوعَ الْحُبِّ وَالْوَحْدَةِ فِي رِوَايَتِهِ الْجَدِيدَةِ.
Yazar, yeni romanında aşk ve yalnızlık temasını kaleme aldı.
صَاغَ السِّكْرِتِيرُ القَرَارَاتِ الَّتِي اتُّخِذَتْ فِي الاجْتِمَاعِ كِتَابِيًّا.
Toplantıda alınan kararları sekreter kaleme aldı.
Ayrıca: دَوَّنَ