karaltı

شَبَح — أَشْبَاح

رَأَيْتُ شَبَحًا فِي الْمَسَافَةِ، وَلَمْ أَسْتَطِعْ مَعْرِفَةَ مَنْ هُوَ.

Uzakta bir karaltı gördüm, kim olduğunu çıkaramadım.

خَيَال — خَيَالَات

كَانَتْ خَيَالَاتُ الْأَشْجَارِ تَضْرِبُ الْحَائِطَ فِي ضَوْءِ الْقَمَرِ.

Ay ışığında ağaçların karaltıları duvara vuruyordu.

ظَهَرَ ظِلٌّ بَاهِتٌ فِي زَاوِيَةِ الْغُرْفَةِ.

Odanın köşesinde bir karaltı belirdi.

İlişkili Kelimeler