kavaf

كَانَ الْإِسْكَافِيُّ الرَّخِيصُ يَبِيعُ أَحْذِيَةً رَخِيصَةً وَغَيْرَ جَيِّدَةٍ فِي مَتْجَرِهِ.

Kavaf, dükkanında ucuz ve kalitesiz ayakkabılar satıyordu.

هَذِهِ الْأَحْذِيَةُ مَصْنُوعَةٌ بِشَكْلٍ سَيِّئٍ لِلْغَايَةِ، يَجِبُ أَنْ يَكُونَ هَذَا عَمَلَ صَانِعِ أَحْذِيَةٍ رَدِيئَةٍ.

Bu ayakkabılar o kadar kötü yapılmış ki, kesin bir kavafın işi olmalı.

كَانَ بَائِعُ الْأَحْذِيَةِ الرَّدِيئَةِ يُقَدِّمُ لِزَبَائِنِهِ أَحْذِيَةً غَيْرَ جَيِّدَةٍ وَغَيْرَ مَتِينَةٍ فَقَطْ.

Kavaf, müşterilerine sadece kalitesiz ve dayanıksız ayakkabılar sunuyordu.

İlişkili Kelimeler