kefaret

كَكَفَّارَةٍ عَنْ خَطَئِهِ، قَرَّرَ الْقِيَامَ بِخِدْمَةٍ مُجْتَمَعِيَّةٍ.

Yaptığı hatanın kefareti olarak, toplum hizmeti yapmaya karar verdi.

الْفِدَاءُ عَنِ الذُّنُوبِ يَتَطَلَّبُ تَوْبَةً صَادِقَةً وَعَمَلاً صَالِحاً.

Günahlara kefaret etmek, samimi bir tövbe ve iyi işler gerektirir.

كَتَعْوِيضٍ لِلْمُتَضَرِّرِينَ فِي الْحَادِثِ، غَطَّتْ شَرِكَةُ التَّأْمِينِ جَمِيعَ النَّفَقَاتِ.

Kazada zarar görenlerin kefareti olarak, sigorta şirketi tüm masrafları karşıladı.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler