كَانَ زَارِعُ الْقِنَّبِ يَكْسِبُ رِزْقَهُ مِنْ زِرَاعَةِ الْقِنَّبِ فِي حَقْلِهِ.
Kendirci, tarlasında kendir yetiştirerek geçimini sağlıyordu.
كَانَ زَارِعُ الْقِنَّبِ يَكْسِبُ رِزْقَهُ مِنْ زِرَاعَةِ الْقِنَّبِ فِي حَقْلِهِ.
Kendirci, tarlasında kendir yetiştirerek geçimini sağlıyordu.
يَزْرَعُ مُزَارِعُو الْقِنَّبِ الْقِنَّبَ فِي هَذِهِ الْمِنْطَقَةِ مُنْذُ قُرُونٍ.
Kendirciler, bu bölgede yüzyıllardır kendir yetiştiriyorlar.
كَانَ مُنْتِجُ الْقِنَّبِ يَبِيعُ الْقِنَّبَ الَّذِي يُنْتِجُهُ فِي السُّوقِ.
Kendirci, ürettiği kendiri pazarda satıyordu.