(bir şeye) kulak vermek

حَاوَلَ الْمُعَلِّمُ مُسَاعَدَةَ الطُّلَّابِ مِنْ خِلَالِ الْإِصْغَاءِ إِلَى أَسْئِلَتِهِمْ.

Öğretmen, öğrencilerin sorularına kulak vererek onlara yardımcı olmaya çalıştı.

قَامَ الْمُتَحَدِّثُ بِتَحْسِينِ خِطَابِهِ مِنْ خِلَالِ الِاسْتِمَاعِ بِإِمْعَانٍ إِلَى انْتِقَادَاتِ الْمُسْتَمِعِينَ.

Konuşmacı, dinleyicilerin eleştirilerine kulak vererek konuşmasını geliştirdi.

İlişkili Kelimeler