kurtulma

كَانَتْ فُرْصَةُ النَّجَاةِ مِنَ الْحَرِيقِ ضَئِيلَةً لِلْغَايَةِ، لَكِنَّهُمْ نَجَوْا بِأُعْجُوبَةٍ.

Yangından kurtulma şansı çok düşüktü, ama mucizevi bir şekilde hayatta kaldılar.

عَمَلِيَّةُ التَّخَلُّصِ مِنْ هَذِهِ الْعَادَاتِ السَّيِّئَةِ صَعْبَةٌ لِلْغَايَةِ وَتَتَطَلَّبُ صَبْرًا.

Bu kötü alışkanlıklardan kurtulma süreci çok zorlu ve sabır gerektiriyor.

اتَّخَذَتِ الشُّرْطَةُ جَمِيعَ الِاحْتِيَاطَاتِ اللَّازِمَةِ لِضَمَانِ عَدَمِ إِفْلَاتِ الْمُجْرِمِ.

Polis, suçlunun kurtulmasına izin vermemek için tüm önlemleri aldı.

İlişkili Kelimeler