لُقْمَة — لُقَم
أَعْطَتْنِي أُمِّي لُقْمَةَ خُبْزٍ وَقَالَتْ لِي أَنْ أُشْبِعَ مَعِدَتِي.
Annem, bana bir lokma ekmek uzattı ve karnımı doyurmamı söyledi.
أَعْطَتْنِي أُمِّي لُقْمَةَ خُبْزٍ وَقَالَتْ لِي أَنْ أُشْبِعَ مَعِدَتِي.
Annem, bana bir lokma ekmek uzattı ve karnımı doyurmamı söyledi.
أَخَذَ الطِّفْلُ قَضْمَةً كَبِيرَةً مِنَ التُّفَّاحَةِ الَّتِي فِي يَدِهِ وَبَدَأَ يَأْكُلُهَا بِسُرُورٍ.
Çocuk, elindeki elmadan büyük bir lokma aldı ve keyifle yemeye başladı.
اشْتَرَيْنَا لُقَيْمَاتٍ حُلْوَةً مِنَ السُّوقِ.
Pazardan tatlı lokma aldık.
مُضْغَة، بَلْعَة