müsaade etmek (veya buyurmak)

سَمَحَ الْمُعَلِّمُ لِلطُّلَّابِ بِطَرْحِ الْأَسْئِلَةِ، وَأَرْضَى الْجَمِيعُ فُضُولَهُمْ.

Öğretmen öğrencilerin soru sormasına müsaade etti, herkes merakını giderdi.

أَذِنَ المُدِيرُ لِلْمُوَظَّفِينَ بِالخُرُوجِ مُبَكِّرًا، لِأَنَّ الطَّقْسَ كَانَ سَيِّئًا لِلْغَايَةِ.

Müdür, çalışanların erken çıkmasına müsaade etti, çünkü hava çok kötüydü.

تَفَضَّلْ بِالدُّخُولِ، لِنُقَدِّمَ لَكَ الْقَهْوَةَ.

Lütfen içeri buyurun, size kahve ikram edelim.

İlişkili Kelimeler