هَذَا الطَّعَامُ الْمُقْرِفُ جَعَلَنِي أَشْعُرُ بِالْغَثَيَانِ.
Bu müstekreh yemek, midemi bulandırdı.
هَذَا الطَّعَامُ الْمُقْرِفُ جَعَلَنِي أَشْعُرُ بِالْغَثَيَانِ.
Bu müstekreh yemek, midemi bulandırdı.
أَثَّرَ الْمَشْهَدُ الْمُثِيرُ لِلِاشْمِئْزَازِ فِي مَكَانِ الْحَادِثِ عَلَى الْجَمِيعِ بِعُمْقٍ.
Olay yerindeki müstekreh manzara, herkesi derinden etkiledi.
بِسَبَبِ سُلُوكِيَّاتِهِ الْبَغِيضَةِ، لَا أَحَدَ يُرِيدُ أَنْ يَكُونَ صَدِيقًا لَهُ.
Müstekreh davranışları yüzünden, kimse onunla arkadaş olmak istemiyor.