اجْتَمَعَ الطَّرَفَانِ لِلتَّفَاوُضِ مِنْ أَجْلِ السَّلَامِ.
Taraflar, barış için müzakere etmek üzere bir araya geldiler.
اجْتَمَعَ الطَّرَفَانِ لِلتَّفَاوُضِ مِنْ أَجْلِ السَّلَامِ.
Taraflar, barış için müzakere etmek üzere bir araya geldiler.
تَرْغَبُ الشَّرِكَاتُ فِي التَّبَاحُثِ بِشَأْنِ اتِّفَاقِيَّةٍ جَدِيدَةٍ.
Şirketler, yeni bir anlaşma için müzakere etmek istiyorlar.
نَاقَشَ الطُّلَّابُ مَوَاضِيعَ مُعَقَّدَةً فِي الصَّفِّ.
Öğrenciler, derste karmaşık konuları müzakere ettiler.
تَنَاقَشَ، فَاوَضَ، حَاوَرَ، تَدَارَسَ