كَانَتْ هَذِهِ الْأَرْضُ فِي وَضْعٍ مُتَنَازَعٍ عَلَيْهِ لِسَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ.
Bu arsa, uzun yıllardır mahkemeli bir durumdaydı.
كَانَتْ هَذِهِ الْأَرْضُ فِي وَضْعٍ مُتَنَازَعٍ عَلَيْهِ لِسَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ.
Bu arsa, uzun yıllardır mahkemeli bir durumdaydı.
الْوَضْعُ الْمَالِيُّ لِلشَّرِكَةِ صَعْبٌ بِسَبَبِ الْقَضَايَا قَيْدَ التَّقَاضِي.
Şirketin mahkemeli işleri nedeniyle finansal durumu zor durumda.
لَنْ يَكُونَ مِنَ الصَّوَابِ التَّعْلِيقُ عَلَى مَوْضُوعٍ مَرْفُوعٍ بِشَأْنِهِ دَعْوَى.
Mahkemeli bir konu hakkında yorum yapmak doğru olmaz.