عُذْر — أَعْذَار
لَدَيَّ عُذْرٌ لِتَأَخُّرِي، كَانَ الْمُرُورُ مُزْدَحِمًا لِلْغَايَةِ.
Geç kaldığım için mazeretim var, trafik çok yoğundu.
لَدَيَّ عُذْرٌ لِتَأَخُّرِي، كَانَ الْمُرُورُ مُزْدَحِمًا لِلْغَايَةِ.
Geç kaldığım için mazeretim var, trafik çok yoğundu.
كَانَ تَبْرِيرُهُ لِلتَّأْخِيرِ غَيْرَ مَقْبُولٍ وَغَيْرَ مَنْطِقِيٍّ.
Gecikme için mazereti kabul edilemez ve mantıksızdı.
ذَرِيعَة، مَعْذِرَة، مُسَوِّغ، تَسْوِيغ، تَعِلَّة