mefret

نَمَتْ يَقْطِينَةٌ ضَخْمَةٌ فِي الْحَدِيقَةِ، كَانَتْ بِحَجْمِ الْإِنْسَانِ تَقْرِيبًا.

Bahçede mefret bir kabak yetişmişti, neredeyse bir insan boyundaydı.

امْتَدَّ وَادٍ هَائِلٌ بَيْنَ الْجِبَالِ، وَكَانَ مَنْظَرُهُ يَخْطَفُ الْأَنْفَاسَ.

Dağların arasında mefret bir vadi uzanıyordu, manzarası nefes kesiciydi.

ارْتَفَعَتْ مَوْجَةٌ كَبِيرَةٌ جِدًّا فِي الْمُحِيطِ وَاقْتَرَبَتْ مِنَ الشَّاطِئِ.

Okyanusta mefret bir dalga yükseldi ve kıyıya doğru yaklaştı.

İlişkili Kelimeler