كَانَ لَدَى جَدِّنَا بُسْتَانُ فَاكِهَةٍ كَبِيرٌ.
Dedemizin büyük bir meyveliği vardı.
كَانَ لَدَى جَدِّنَا بُسْتَانُ فَاكِهَةٍ كَبِيرٌ.
Dedemizin büyük bir meyveliği vardı.
كَانَ وِعَاءُ الْفَاكِهَةِ دَائِمًا مَلِيئًا بِالْفَوَاكِهِ الطَّازَجَةِ.
Meyvelik her zaman taze meyvelerle doluydu.
سَلَّة فَاكِهَة