nakışlamak

قَامَتْ وَالِدَتِي بِتَطْرِيزِ مَفْرَشِ الْمَائِدَةِ الْجَدِيدِ الَّذِي اشْتَرَتْهُ بِأَزْهَارٍ مُلَوَّنَةٍ.

Annem, yeni aldığı masa örtüsünü rengarenk çiçeklerle nakışladı.

أَضْفَى الْفَنَّانُ جَوًّا مُخْتَلِفًا عَلَى الْمَكَانِ عَنْ طَرِيقِ زَخْرَفَةِ الْجُدْرَانِ بِزَخَارِفَ تَقْلِيدِيَّةٍ.

Sanatçı, duvarları geleneksel motiflerle nakışlayarak mekana farklı bir hava kattı.

İlişkili Kelimeler