oturtmak

أَرَدْتُ أَنْ أُجْلِسَ الطِّفْلَ فِي حِضْنِي لَكِنَّهُ لَمْ يَسْمَحْ بِذَلِكَ.

Çocuğu kucağıma oturtmak istedim ama izin vermedi.

لَقَدْ كَافَحْتُ قَلِيلاً لِتَثْبِيتِ الآلِيَّةِ فِي مَكَانِهَا.

Mekanizmayı yerine oturtmak için biraz uğraştım.

يَجِبُ وَضْعُ الكُتُبِ عَلَى الرَّفِّ بِشَكْلٍ صَحِيحٍ.

Kitapları rafa düzgünce oturtmak gerekiyor.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler