كَانَتِ الْغُرْفَةُ مَلِيئَةً بِالطُّلَّابِ الَّذِينَ كَانُوا فِي كَامِلِ انْتِبَاهِهِمْ.
Odanın içi pür dikkat kesilmiş öğrencilerle doluydu.
كَانَتِ الْغُرْفَةُ مَلِيئَةً بِالطُّلَّابِ الَّذِينَ كَانُوا فِي كَامِلِ انْتِبَاهِهِمْ.
Odanın içi pür dikkat kesilmiş öğrencilerle doluydu.
هَذَا خَاتَمٌ مِنَ الذَّهَبِ الْخَالِصِ، يُبْهِرُ بِصَفَائِهِ.
Bu pür altın bir yüzük, saflığıyla göz kamaştırıyor.
بَعْدَ يَوْمٍ مَلِيءٍ بِالْبَهْجَةِ التَّامَّةِ، نِمْتُ مِنَ التَّعَبِ.
Pür neşe içinde geçen bir günün ardından yorgunluktan uyuyakaldım.